Food in Life - Yiyecek, İçecek, Mekan ve Gastronomi Kültürü Portalı -
foodinlife.com.tr - makale / Eklenme Tarihi: 28.03.2011

Londra'nın En Gözde Restoranı: Dinner

Şef Murat Bozok
İngiltere’deki ‘Fat Duck’ isimli restoranı duymayan kalmamıştır. Senelerce, dünyanın en iyi restoranları listesinin başındaydı. Üç Michelin Yıldızı var. Şimdi bir şube de Londra’da açtı

Heston Blumenthal’ın Londra’ya iki saat uzaklıktaki Bray isimli bir kasabada, 50 kuverlik ufak bir pub’ı alarak başladığı macera birçoklarına ilginç gelebilir. Büyük ve meşhur şeflerin çoğu çıraklık yıllarında iyi restoranlarda çalışmışlardır. İstisnalardan biri, belki de en çok tanınanı, Heston Blumenthal... Fat Duck’ı açmadan önce Heston Blumenthal’ın mutfak tecrübesi yoktu. Yemeğe çok meraklıydı ama hiçbir lokantada profesyonel olarak çalışmamıştı. Hayatını fotokopi makinası satarak kazanıyordu. Birgün birikimleriyle Bray’de küçük bir lokanta devraldı. Deneysel yemekler yaparak moleküler gastronomi alanında dünyanın en ciddi restoranlarından biri haline geldi.
Bundan bir ay kadar önce de, Londra’da Mandarin Hotel’de ‘Dinner’ isimli yeni bir lokanta daha açtı. Peşinen söyleyeyim yer bulmak oldukça güç. Hatta imkansız gibi. Ağustos ayına kadar tamamen dolu. Eski dostlarım sayesinde, güç bela yer bulabildim.
Dekorasyon süper olmuş. Her restorantörün hayalindeki ideal lokanta... Çok iyi dizayn edilmiş bir şarap kavının içerisinden restorana giriyorsunuz. Karşınızda ilkbaharda yeşillenmeye başlamış ağaçlarıyla ‘Hyde Park’ var. Beni kıskandıracak malzemelerle kurulmuş açık bir mutfak diğer tarafta... Yüksek tavanlı, oldukça ferah bir mekan...

Yediğim en lezzetli tatlılardandı
Oturduğumuzda, iki yan masada sevgili dostum İsa Bal’la karşılaştım. Kendisi ülkemizin gururu... Fat Duck’ın baş şarap uzmanı olarak çalışan İsa, Avrupa’da da dalında en iyi seçilerek altın madalya aldı. Yeni açılan bu restoranda herhangi bir aktif rol üstlenmemekle beraber bazı sorunlara göz atmak ve fikir vermek için oradaymış. Sayesinde aşçıbaşı Ashley Palmer’la tanışıp sohbet etme şansımız oldu. Yemeklerin felsefesini ve yeni kurulan bu restorandan beklentilerini konuştuk.
Gelelim sözün bittiği yere; yani yemeklere... Mönüsü oldukça hoş olmuş. Yediğiniz bütün yemeklerde, nelerden etkilendiğini açıklayan kısa bir hikaye var... Örneğin bir yemeğinde 1850’lerde yazılan bir yemek kitabındaki reçeteden alıntı yaparken, bir diğerinde 1940’larda çekilen bir filmde yenilen yemekten alıntı yapmış. Yemeğime limonlu salatayla başladım. Konfit edilmiş ince limon dilimleri üzerine keçi peyniri ve mevsim yeşilliklerinden oluşuyordu. Tadı iyiydi ama o kadar... Ana yemek olarak yediğim bıldırcın olağanüstüydü. Hiç kurutulmadan pişirilmiş ve nefis bir şekilde aromalandırılmıştı. Tatlı olarak yediğimiz karamel ve bergamut çayı karışımı sanki başka bir dünyadandı. Hayatım boyunca yediğim en lezzetli tatlılardan biriydi. Bu kadar basit malzemelerden yapılan bir yemeğin, böyle olağanüstü bir hale gelmesi, şefin ustalığının en büyük göstergesi...
Çağımızda bir ürün, hikayesi kadar kuvvetli ve pazarlanabilir oluyor. Dinlenebilir hikayeler oluşturmak için de dersimize iyi çalışmamız gerekiyor. Gerek Allah vergisi el yeteneği, gerek çalışkanlığı, gerekse pazarlama dehasıyla Heston Blumenthal’ın gelecekte açacağı restoranların da hep bu şekilde başarılı olacağını düşünüyorum.

Yorum Ekleyin :

İçeriklere yorum ekleyebilmek için lütfen kullanıcı girişi yapın.

Yazarın diğer makaleleri