Food in Life - Yiyecek, İçecek, Mekan ve Gastronomi Kültürü Portalı -
foodinlife.com.tr - makale / Eklenme Tarihi: 23.05.2011

Uluslararası Standartlarda Bir Vaha

Şef Murat Bozok
Bodrum Marina’nın karşısındaki ‘Kocadon Restaurant’ın servis kalitesi, yurt dışındaki çoğu Michelin Yıldızlı restoranın üzerindeydi. Klasik müzikten dekorasyona, servisin mükemmeliğinden yemeklerin lezzetine kadar her şey dört dörtlüktü
İlkbahar ve sonbahar Bodrum’a gitmek için en iyi zamanlar... Kalabalıktan uzak kalmayı tercih edenler ve aşırı sıcaklardan hoşlanmayanlar için en huzurlu dönem... Her yerde ıhlamur ve iğde ağaçlarının nefis kokusunu duymak ve çiçeklerin binbir rengini görmek mümkün.
Yollarda henüz yoğun trafik yok... Kafelerdeyse tek tük insanlar oturuyor. Böyle bir gecede Kocadon Restoran’ın yolunu tuttuk. Methini çok duymuştum ama insanın özellikle turistik bölgelerdeki lokantalara karşı daha ihtiyatlı bir tutumu oluyor. Çıtayı çok yükseklere koyunca genelde sonuç hayalkırıklığıyla bitiyor.
Kocadon, Bodrum Marina’nın tam karşısındaki sahil boyunda yer alıyor. Çok hoş taş bir binanın muz ağaçlarıyla çevrili bahçesindeki masamıza oturduk. Bembeyaz örtülü masalar ve gülümseyen yüzleriyle “Hoş geldiniz” diyen çakı gibi garsonlar iyi bir başlangıcın ilk işaretleri oldu.
Mezeler nefisti
Şarap listesi oldukça etkileyiciydi... Dolunayın tam tepemizde olduğu bu akşam, geçen sene kaybettiğimiz sevgili Şükrü Baran’ı yad ederek, onun bağlarından öküzgözü üzümlerinden üretilmiş bir şarap ısmarladık. Önce açık büfe mezelere gittik. Burada bir parantez açmak istiyorum. Ben de dahil çoğu tanıdığımın bir balıkçı tercihindeki en önemli etken: Mezeler... Çoğu işletmenin bu konuda yaratıcı, hatta bırakalım yaratıcılığı özenli olduğuna dahi inanmıyorum. Genellikle yağı çekmiş ve birkaç gün önce çalakaşık yapılmış kızartmalara rastlıyorum. Yeşilliklerden oluşan bir meze tabaklarının olup olmadığını sorduğumda da cevap çoğunlukla “Yok abi” oluyor.
Kocadon’da mezelerin hepsi birbirinden nefisti... Ama tadı hâlâ damağımda kalan birkaç tanesini özellikle vurgulamak istiyorum. Rezene salatası, patlıcan dolması ve deniz börülcesi olağanüstüydü... Mezelerin hepsi usulüne uygun ve rustik yapılmıştı. Sonrasında ısmarladığımız ara sıcaklarsa hafif moleküler gastronomik unsurlar içeriyordu. Yöresel bir lezzet olan yörük mantarının üzerine satsuma ve sarmısak köpüğü koymak hem dünya trendlerinin hem de yöreselliğin nasıl el ele verebileceğinin en güzel örneklerindendi. İkinci ara sıcağımız bebek enginarların közlenmiş patateslerle birlikte fesleğen tohumu eşliğinde servis edilmesi de şefin yaratıcılığının ve işine verdiği önemin göstergesiydi. Ana yemek olarak ‘Bodrum dili’ yedik. Tek kelimeyle olağanüstüydü...
Servis kalitesi, yurt dışında çoğu Michelin Yıldızlı restoranın üzerindeydi. Türk halkının misafirperverliğiyle, eğitim ve disiplin harmanlanınca ortaya harika bir karışım çıkıyor. Bu karışımın mimarı, lokantanın sahibesi ve müdürü Ciska Aras Hanımefendi... Klasik müzikten dekorasyona, servisin mükemmeliğinden yemeklerin lezzetine kadar her şey dört dörtlüktü. Çok hoş bir akşam geçirdim. 23 yıllık, artık bir klasik haline gelmiş bu restoranı geç keşfettiğim için kendime biraz kızdım. Bir tatil bölgesinde uzun süre ayakta kalabilmek çok az işletmeye nasip olur. Birçok şeyin özensizce yapıldığı ve mekanların bir sezon, bilemediniz iki sezon açık kaldığı turistik yörelerde ‘Kocadon’ bir yıldız gibi parıldıyordu. Böyle bir lokantanın neden İstanbul’da da olmadığını düşünerek üzüldüm doğrusu...

Yorum Ekleyin :

İçeriklere yorum ekleyebilmek için lütfen kullanıcı girişi yapın.

Yazarın diğer makaleleri