Food in Life - Yiyecek, İçecek, Mekan ve Gastronomi Kültürü Portalı -
foodinlife.com.tr - makale / Eklenme Tarihi: 10.10.2011

Diyar-ı Gotham ve Irene sürtüğü

Gurme Yazar Ali Esad Göksel
Atamaca Çölü'ne maceralı bir yolculuğun ipuçları. Şili'nin mutfağı da son yıllarda dillere destan olan şarapları kadar iyi mi?
Indiana Jones filmlerini hatırlar mısınız? Hani şapkalı bir akademisyen kendini sürreal (gerçeküstü) maceralar içinde buluverir. Rejisör de Spielberg olunca elbette yüreğiniz pır pır ediverir. Sanki siz de oradasınız. Sahnenin ortasına düşmüş gibisiniz. Ne yapacağınızı ne edeceğinizi şaşırır, nefesinizi tutarsınız...
Ben bu seriye bayılırım. Adeta küçük bir çocuk gibi oluveririm. Olabilir, olamaz hesaplarını bir kenara itiverir, kendimi akıntıya koyuveririm. Herhalde içimde, derinlerde duran çocuk böyle sükun buluyor. Defalarca seyrederim. Ama hep aynı heyecanla!
Her şey insanın ‘'gönlüne göre oluveriyor'' diyenler var ya. İşte bu da o hesap. Haydi size bir soruvereyim: "Dünyanın en kurak çölüne gitmek için 25 saat uçacaksın. Sonra orada yeraltında yatacaksın. Geceleri sessiz olmalısın. Işık yakmak yok. Aydede ile yetin. Üstüne üstlük şarap içmeyeceksin (unutmayın burası Şili- bir Hayyam diyarı)" deseler ne dersiniz?
İşte benim "Dr. Jones" hevesim o denli belirleyici olmuş olmalı ki, bir an bile düşünmedim. Sorulduğunda "Evet, evet" dedim. Saatçi asırlık IWC'nin üzerinde neredeyse 10 senedir çalıştığı, ekibin içinde dünya çapında astronom ve fizikçilerin de yer aldığı "yeni projesi" için Atacama'ya gittim. Esasen maceralı projeye, Allah Baba ekstra renkler kattı...
ORASI KIŞ BURASI DA YAZ
Baştan anlatmalıyım. Artık çok az şeyle seyahete idmanlı birisi için ızdıraplı bir bavul listesi oldu. Neden? Çünkü bizim yarım kürede sarkmış bir yaz varken, Güney Amerika'da da erken bir kış vardı. Ayrıca nihai hedefimizin 2700 metre yükseklikte oluşunu da unutmayalım lütfen...
Önce New York'a uçtum. Ne diye? Çünkü Santiago'ya İstanbul'dan doğrudan uçuş yok. New York'a ulaştığımda hava günlük güneşlik, asayiş de berkemaldi. Ertesi sabah ise aniden son dakika haberleri peydahlandı. "Gotham'a" yaklaşmakta olan bir tayfun vardı. Mahalli ağızla "sürtük Irene"! Şu kadar mil , şu kadar şiddet, şu kadar falan... Herkes şaşkın bir panik içine düştü. Her yeri, her şeyi kontrol edebilen bir yerin başına böyle şeyler gelebilir miydi? İnsanlar pürtelaş erzak alışverişine aktı. Ben de havaalanına doğru yola koyuldum. Yollar tuhaf bir sükunet içindeydi. Bunca yıldır La Guardia'ya bu denli hızla ulaşmamıştım.
Uçağıma bindim. Şili'ye havalandık. Yarım saat geçti geçmedi. Kaptan pilotun sesi yankılandı; "Size gece boyu rahat bir yolculuk diliyorum. Kasırga Irene arkamızda kaldı. New York Havaalanı kapandı. Bu kadar!"
Gözümün önüne havaalanlarında kıvrılıp yatanlar geldi. Filmlerde olur ya: Bütün salon doludur. Ayak basacak yer yoktur... Uykuya daldım. Güney Amerika'lı afet hostes okşayarak uyandırdığında Santiago'ya inmek üzereydik. Rahat bir iniş. Sert, soğuk bir hava, mevsim kış ya...
Havaalanında bavullar köpeklere koklatılıyor. Ne diye? Yiyecek, sebze gibi bir şey var mı misali. Çünkü Şili'nin en övündüğü şey florası. Üzerine titriyorlar. Eskaza birisi içeriye bakterili bir şey sokup da memleketi alt üst etmeye diye...
Çok şükür IWC beni karşılıyor. Fazla tırtıklanmadan içeriye alınıyorum. Santiago'nun lüks muhitinde bir otele yerleşiyorum. Burası hip otel taifesinden. Havası muazzam. Korkarım o eski ‘old grand lady'ler, 19'uncu yüzyılın incileri giderek yokoluverip gidecek. Artık önümüzde bu avantgarde oteller var. İçerisine sadece uyumak için girdiğimiz mekânlar. Oysa eskilere hayatı yaşamak için gidilirdi. Hatta oralara yerleşip 5-10 yıl yaşayan da olurdu.
ŞARAPLARA DİKKAT
Akşam olunca arkadaşlarla buluşuyorum. Burası Santiago'nun en fiyakalı lokantalarından. Alelacele şarap listesi ortaya çıkıyor. Ne de olsa Şili toprakları. Bir şarap coğrafyası. Özellikle son 10 yıldır! Finişe kalktı. Gerçekten çok iyi şarapları var. Dünya'nın gözü burada. Hele öyle bağlar var ki... Her Allah'ın kulu burada bir yer kapmak istiyor. Çok çok iyi bir Cabernet Sauvignon seçiyoruz. Mutfak ise ne yazık ki komşu ve uluslararası faslından. Oysa ben Şili'yi öğrenmeye ahdetmişim.
Her neyse. Üç zamana kadar öğreneceğiz. Buralarda son sözü Peru söylüyor. Hakim kültür, hakim mutfak. Böylelikle yıllar önce modern mutfağın peygamberi Paul Bocuse'ün İstanbul'da bana söylediği kelamın tersini de görüyorum! Bocuse "Türk Mutfağı o kadar iyi ki merak etmeyin şarabınız da iyi olacak" demişti. Hiç unutmuyorum. Peki ama ya tersi? Evet, işte Santiago. Şarap olağanüstü, ya mutfak?
Tamam! Peki Peru Mutfağı ne ola? Sakın anlaşılmıştır "Ceviche yani çiğ balık ve okyanus mahsulü falan" diye ortalamayın. Hâkim kültür dediğimiz öylesine geçişmiyor. Anlatacağız. Ama şurası kesin: "Şili şaraphanesi" ile mutlu bir izdivacı var. Çünkü bu şerit memlekette şarabın alası mevcut.
Bizlerin akşamı erkenden noktalaması icap ediyor. Ertesi sabah uçmak üzere sabah 06.00'da yola koyulacağız. Yine mi? Evet 10 yıllık astronomi saati projesi Siderale Scafusia bizi bekliyor. Devamı var!

Yorum Ekleyin :

İçeriklere yorum ekleyebilmek için lütfen kullanıcı girişi yapın.