Food in Life - Yiyecek, İçecek, Mekan ve Gastronomi Kültürü Portalı -
foodinlife.com.tr - makale / Eklenme Tarihi: 24.02.2014

Türk Kahvesi UNESCO Listesi'nde

Osman Serim
Daha önceki yazılarımı takip edenler belki hatırlayacaklardır. 4-5 yıl önce bir grup gönüllü ile Türk Kahvesi Kültürü ve Araştırmaları Derneği'ni kurduğumuzu ve bu yönde çalışmalarımızı sürdürdüğümüzü yazmıştım. Dernek biri İngilizce, üç kitap yayınladı; yurtiçi ve yurtdışında sayısız aktivitelerde yer aldı; ilk kez Türk kahvesinin teknik ve niteliksel standartlarının tespitini yaptırdı ve Türk Standartları Enstitüsü'ne daha önce yapılmış ticari amaçlı bir müracaata iptal gerekçesi olarak kullandı. İnanabiliyor musunuz bu tarihe kadar Türk kahvesinin standartları üzerinde bağlayıcı resmi bir doküman hala yok! İnşallah bizim bu dilekçemiz vakit geçirmeden hazırlanması gereken, bu önemli kültürel ürünümüzün standartlarının oluşturulmasında en önemli kaynaklardan biri olarak dikkate alınacak. Dernek yüksek teknolojiler kullanarak bir Türk kahvesi sanal müzesi hazırlatıyor ve böylelikle dünyanın her tarafında yaşayan Türk kahvesi meraklılarının birbirleriyle temas sağlayabilecekleri bir platform oluşturuyor. Türk Hava Yolları'nda seferler sırasında gösterilecek bir Türk kahvesi tanıtım filmini finanse ediyor. Kısacası bana kalırsa Türk kahvesi kültürüne büyük katkılarda bulunuyor. Ama belki de bir sivil toplum kuruluşu olarak ülkemiz kültürüne en büyük katkısı, Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın Türk kahvesi ve kültürünün, UNESCO'nun İnsanlığın Somut Olmayan Kültür Mirası listesine müracaatı dosyasının hazırlanmasına verdiği katkı ve destek oldu. Bu UNESCO listesi olayını şöyle kabaca toparlayayım. 1989 yılından başlayarak UNESCO (United Nations Education, Science and Culture Organization yani Birleşmiş Milletler, Eğitim, Bilim ve Kültür Organizasyonu) Somut Olmayan Kültür Mirası Listesi'ni, dünya genelinde korunması gereken önemli kültür paydalarına geniş halk kitlelerinin dikkatini çekmek, farkındalık yaratmak amacı ile başlatıyor. Kısa zamanda büyük ilgi gören bu listeye girebilmek o ülke veya bölge için bir prestij konusu haline geliyor, müracaatlar yağmur gibi yağıyor. Unutmamak lazım ki UNESCO Birleşmiş Milletler'den sonra en çok ülkenin üyesi olduğu, politik amaç gütmeyen, son derece saygın bir organizasyon, 200'e yakın üyesi var. Bu büyük ilgi ve dosyaların yığılması üzerine UNESCO her sene her üye ülkeye, tabii isterlerse sadece bir proje dosya ile katılma hakkı tanıyor. Türkiye geçmişte keşkek, mesir macunu, yağlı güreş gibi konularda müracaat dosyasını kabul ettirip bu kıymetli listeye birkaç defa girmeyi başarmış. Hatta geçtiğimiz senelerde keşkeğin Türkiye yiyecek içecek kültürünün bir parçası olarak kabul edilmiş olmasının Ermenistan'da (ki onlar keşkeğe harisa derler ve milli yemekleri olarak kabul ederler) gerçek bir travma yaratmış olduğunu ve hala bunun etkilerinin sürdüğünü ilave edelim.
                                                                                                                            
Bu yılki milli müracaatın ise (2013) Türk kahvesi olması için dernek olarak çaba gösterdik. Başta Kültür ve Turizm Bakanlığı Eğitim ve Araştırma Genel Müdürü Doç. Dr. Ahmet Arı, UNESCO Türkiye Milli Komisyonu Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Öcal Oğuz, Yönetim Kurulu Üyesi Dr. Mehmet Kalpaklı olmak üzere, kurulan ikram büfelerinde bizleri ürünleri ile destekleyen Bilkent Kültür Girişimi (BKG) İcra Kurulu Başkanı Sn. Orhan Hallik ve Bilintur Tepe Afken (BTA) İcra Kurulu Başkanı Sadettin Cesur'a, bizi ve heyeti Bakü'de mükemmel bir şekilde ağırlayan Büyükelçimiz Alper Coşkun'a çabalarından dolayı teşekkür etmek gerekir. Projeler iki aşamalı olarak değerlendiriliyor. Teknik açıdan uluslararası uzmanlar her yıl Paris'te (UNESCO'nun merkezi) toplanarak tek tek dosyaları inceliyorlar. Bu aşamada iki yüze yakın dosyadan sadece otuz - kırk tanesi tabiri caiz ise ikinci yani final aşamasına layık görülüyor. Bu yılki genel toplantıyı ağırlayan ülke Azerbaycan idi ve sembolik olarak bu ülkenin Kültür Bakanı'nın başkanlığında yüzlerce delegenin katıldığı muhteşem bir salonda yapılan değerlendirmeler üç gün sürdü.

Dosyalar tek tek yeniden büyük ekranlarda sunuldu ve itirazlar değerlendirildi. İnanın, kabulün ilanına kadar geçen sürede önemli bir milli maçtakine benzer bir şekilde heyecanlanmaktan kendimi alamadım. Türk kahvesinin İnsanlığın Somut Olmayan Kültürel Mirası listesine alınmasının ardından salonun fuayesinde ve ertesi gece kapanış kokteylinde, UNESCO delegesi ve diplomat yüzlerce kişiye kahve ve lokum ikram edildi. Yanımızda getirdiğimiz İngilizce kitap ve broşürleri hediye ettik; en azından benim açımdan hiç unutamayacağım anlar yaşandık. En önemli gözlemlerimden biri bu ikramlar sırasında eski Osmanlı coğrafyasına dâhil ülkelerin hemen etrafımızda toplanarak kahvenin keyfini çıkarmaları oldu. Belli ki bizim usulde kahve bütün bu ülkelerin ortak bir lezzeti ve kültür mirası.

Pekiyi bu listeye girmiş olmanın ne önemi var? Örneğin, bu başarı ertesi gün Türk gazetelerinin sadece birkaç tanesinin üç veya dördüncü sayfasına küçük bir haber olarak girebilmişti.

Bütün gazetelerin birinci sayfalarında ise siyasi haberlerin arasında sayısal lotonun çekiliş neticeleri vardı, belli ki sokaktaki vatandaşın bu kültür işlerine pekte ilgisi yoktu. Ama adım gibi biliyorum. Örneğin, "Yunan kahvesi UNESCO listesine girdi" türünden biraz provokatif bir haber çıksaydı ortalık ayağa kalkardı.

Yani bizler, kültürel içeriğe değil bilinçsiz sahiplenme ve kavgaya daha yatkın bir milletiz, ben böyle düşünüyorum. Her şey bir yana 1989 yani en başından beri UNESCO listesine, korunması gereken bir kültür varlığı olarak ilk giren sıvı Türk kahvesi oldu. Dünyanın en yaygın kahve hazırlama yöntemlerinden biri olan espresso'dan, İskoç viskisinden, Alman birasından, Fransız şarabından önce, ki bunların her biri bu ülkelerin çok önemli kültür paydalarıdır, sizce önemli değil mi?

Asıl iş bundan sonra başlıyor. Önce basın yoluyla sokaktaki insana Türk kahvesi ve kültürünün bizim için ne kadar önemli olduğu bilicini kazandırmamız gerekiyor, daha sonra da dünyaya Türk kahvesi hatta kahve denilen olgunun bu topraklardan yayıldığını hatırlatmamız.

Unutmayalım ki bunun arkasında dev bir ekonomik 'bonus' değerlendirilmeyi bekliyor.

Yorum Ekleyin :

İçeriklere yorum ekleyebilmek için lütfen kullanıcı girişi yapın.